Çizim Okulu FanClub
Temmuz 23, 2014, 01:57:25 ÖÖ *
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.
E-posta adresinize aktivasyon iletisi gelmediyse lütfen buraya tıklayın.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular:

Sitemizin bu bölümü yeniden üye olmayı gerektirir!

Eski üyelerin avatarlarını yeniden yüklemeleri gerekmektedir

 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: ATATÜRK’ÜN SUBAYLIK VE KOMUTANLIK DÖNEMİ VE KURTULUŞ SAVAŞI  (Okunma Sayısı 8388 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
fatmad
Sr. Member
****

Karma: +0/-0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 285



« : Haziran 18, 2007, 03:50:29 ÖS »


ATATÜRK’ÜN SUBAYLIK VE KOMUTANLIK DÖNEMİ VE KURTULUŞ SAVAŞI
                            Asker ve Devlet Adamı Olarak ATATÜRK
Medeniyetin yeni buluşları, teknolojinin harikaları dünyayı değişmeden değişmeye sürükleyip durduğu bir dönemde yüzyılların eskittiği köhne zihniyetlerle geçmişe saplanmakla varlığımızı korumak mümkün değildir.
Güzel yurdumuzun verimli topraklarının büyük bir bölümü erozyon tehlikesi   altındadır. Erozyonla maruz  kalınan tehlike ve bu tehlikeye karşı mücadele ile  doğal  varlıklarımız olan topraklarımız, ormanlarımız, meralarımız ve su  kaynaklarımızın korunması yönünde halkımızı bilgilendirme ve toplumsal bir bilinç oluşturma gayretlerini artan bir inançla sürdürmeliyiz.Böyle bir mücadelenin en önemli unsuru kuşkusuz olarak eğitimdir.
 Dünya tarihi çağlar boyunca üstün nitelikli askerlerin, yüksek yetenekli devlet adamlarının etkin yaşamlarını dile getirir; fakat, asker ve devlet adamı nitelik ve yeteneklerini bir bütün olarak kendi kişiliğinde toplamış bulunan, pek az örnek insanın varlığından söz eder. ATATÜRK, bu müstesna insanlardan biridir.
ATATÜRK; gerek muharebe meydanlarında, gerekse sosyal, siyasal alanlarda milletine ve ordusuna örnek olmuş, onu en ümitsiz muharebelerden ve dünya bunalımlarından zaferler derleyerek çıkarmış, yenilmiş, yıkılmış, her şeyi elinden alınarak çökertilmiş, harap edilmiş bir devlet enkazından kuvvetli, hatırı sayılır, yepyeni bir Cumhuriyet kurarak, tarihin şanlı sayfalarına geçmiş yüce bir lider, bir dahi, bir başkomutandır.
Cephelerde; en ümitsiz anlarda O, mutlaka bir aydınlık yol bulup, kesin karar ve cüretli icraatla ümitsizliği ümide, çaresizliği çareye, mağlubiyeti zafere çevirmesini bilmiştir. Çanakkale’de, Sakarya’da en buhranlı anlarda birliklerine verdiği emirlerle zaferler kazanmıştır.
Mustafa Kemal’ in yıldızı önce Çanakkale’de doğmuş, Kafkasya’da Filistin cephelerinde devam etmiş, Sakarya ve Afyon-Dumlupınar Meydan Muharebesi’nde doruk noktasına çıkmıştır.
O Çanakkale’de, dünyanın en güçlü devletlerinin donanmaları ile desteklediği kuvvetlerin yaptığı çıkarmaya; komutasındaki tümenle yaptığı müdahaleyle, muharebelerin gidişatını ve savaşın sonucunu da etkilemiştir. O’nun, Tümen Komutanı olarak Arıburnu Muharebelerinde, Conkbayırı’nda ve Anafartalar Grup Komutanı olarak Anafartalar kesiminde uyguladığı taktik ve komutanlık becerisi Çanakkale destanında yaşar. Bu olay İtilaf Devletleri’nin Çanakkale’yi boşaltıp geri dönmelerinde etkili olmuştur.
Mustafa Kemal 1916 yılı yazında, Doğu Harekât Alanı’nda Rus Kafkas Ordusu’na karşı yapılan muharebelerde de, Muş bölgesinde, 16 ncı Kolordu Komutanı olarak düşman taarruzlarının durdurulmasında etkili olmuştur.
Mustafa Kemal, 5 Temmuz 1917’de Suriye Cephesi’nde 7 nci Kolordu Komutanı’ydı. Sina ve Filistin’deki mücadelede O, bir komutan olarak ümitsiz durumu değerlendirip Şam’a doğru çekilmişti.
Daha sonra, Yıldırım Ordular Grubu’nun imhadan kurtulması için cesaretle geri çekilme kararı verip, orduyu Halep çevresinde toplamıştı.
Mustafa Kemal’in komutanlığını en somut şekilde belirleyen büyük olay Türk İstiklâl Savaşı’dır. O’nun büyük eseri, bir dizi başarılı muharebelerin yer aldığı bu mücadeledir ki, bir destan gibi askeri tarihi ve Türk Tarihini süslemiştir. Bu büyük mücadele O’nun sevk ve idaresi altında sürdürülmüştür.
Mustafa Kemal’in Sakarya Meydan Muharebesi, çok geniş bir cephe üzerinde, müstevli düşmanın eritile eritile yüz geri edildiği bir dönüm noktasıdır. Bu muharebe Ankara’yı hedef alan düşmanın taarruz gücü kırılmış ve düşman, inisiyatifi Türk Ordusuna bırakmak zorunda kalmıştır.
23 Ağustos 1921’de başlayan Sakarya Meydan Muharebesi, taarruz gücü yüksek düşmana karşı yapılmıştır. Mustafa Kemal bu muharebede büyük soğukkanlılık ve cüretle cepheyi zayıf kuvvetlerle tutmuş, kuvvetin çoğunu elinde ihtiyat olarak bulundurmuştur. Düşman güneyden kuşatma manevrası uygulamaya girişince de, kuşatma kuvvetinin karşısına tümen tümen ihtiyatlarını sürmüş ve kuşatmayı akim bırakmıştır. Bu, bir komutan olarak Mustafa Kemal’in yaratıcı bir zekâ sahibi olduğunu kanıtlar. O, Sakarya Meydan Muharebesi’nin en bunalımlı günlerinde, olayların gidişatında ağırlığını koymasını bilmiş "Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır.Vatanın her karış toprağı şehit kanlarıyla ıslanmadıkça düşmana terk olunamaz." ilkesini ortaya atmış ve bunalımı bu suretle atlatmakta başarılı olmuştur.
26 Ağustos 1922’de başlayıp 30 Ağustos’ta doruk noktasına ulaşan Büyük Taarruz Harekatı ile düşmanın kuşatılması ve onun İzmir ana istikametiyle bağlantısının kesilmesi mümkün oldu.
Askeri stratejide, silâhlı kuvvetlerin amacı olan düşmanın imhası gerçekleşebilmiştir. Bu, yeteri kadar güçlü kuvvetin belli bir bölgede toplandıktan sonra azimle ve cesurane bir şekilde hedefe yöneltilmesi ile başarılmıştır. Mustafa Kemal şöyle der: "Zafer, zafer benimdir diyebilenin; başarı, başaracağım diye başlayanın ve başardım diyebilenindir."
Sakarya Meydan Muharebesi’nde düşman yenilmiş, ancak tam bir imha hareketi Büyük Taarruzda gerçekleştirilebilmiştir. Bu zaferden sonrada Lozan Barış Konferansı’na gidilmiştir. Lozan’da askeri stratejinin sonucu alınmış, yani siyasal zafer elde edilmiştir. ATATÜRK’e göre, zafer başlı başına bir amaç değildir. Zafer kendisinden başka bir amacı elde etmek için bir araçtır. O’nun sözleri ile: "Hiçbir zafer gaye değildir. Zafer ancak kendisinden daha büyük olan bir gayeyi elde etmek için en belli başlı bir vasıtadır. Gaye, düşüncedir. Zafer, bir fikrin elde; edilişine yardım oranında değer kazanır. Bir fikrin elde edilmesine dayanmayan bir zafer sürekli olamaz. O, hoş bir gayrettir. Her büyük meydan muharebesinden, her büyük zaferin kazanılmasından sonra yeni bir âlem doğmalıdır, doğar. Yoksa başlı başına zafer, boşa gitmiş bir gayret olur."
ATATÜRK; büyük bir asker ve dâhi bir liderdir.
Liderlik; insanın tavır ve hareketlerine nüfuz etmek sanatı veya insanları idare kabiliyetidir. Bazı insanlar lider olarak doğarlar. İşte ATATÜRK’de böyle bir liderdir.
Karakter, zekâ, müteyakkız olmak liderliğin inkişafına yardımı olan fitri özelliklerdir.
Bu vasıfların hepside fazlasıyla ATATÜRK’de mevcuttur. ATATÜRK’ün askerlik ve komutanlık konusundaki tutumu kesin ve tamamen realisttir. O’nun komutanlık vasıflarını şöylece özetleyebiliriz:
• Büyük strateji ve taktikcidir. Stratejinin zaman, mekân, imkân taktiğinde; sürat, şiddet, cüret faktörlerini çok iyi bilir ve büyük bir ustalıkla uygulardı.
• Her zaferin yalnız milli kuvvetler ile kazanılacağına inanır, milli kuvvete güvenirdi.
• Çok dürüst, tedbirli ve cesurdu.
• Müsamahasız bir disiplin kurucu ve otoriterdi. Fakat o otoriteyi cebir ve şiddetle değil, bilgi, karakter ve ruhları fetheden saygı dolu sevgiye dayatırdı.
• Mesleğinde en çok bilen ve daima okuyan, yenilikleri takip ederdi.
• Hayal ile vehim ile değil, daima plânla ve programla hareket ederdi.
• Kendi kabiliyetine göre çekinmeden kuvvet komutanlıklarını isterdi. Çanakkale’de cephe komutanlığını, mütarekeden sonra harbiye nazırlığının kendisine verilmesini istediği gibi.
• Çok soğukkanlı idi. En kritik anlarda daima en ileri hatlarda bulunarak muharebeleri bizzat idare ederdi.
• Değişmesi mümkün olmayan prensip sahibiydi ve prensipler koyardı. Çok zeki, sürat ve intikal sahibi, hadiseleri en ince teferruatına kadar görerek inceleyen, hiçbir şeyi tesadüfe bırakmayan bir başkomutandı.
• Karar sahibiydi. En doğru kararı verir, derhal icraya geçerdi. Kararından asla dönmezdi.
• Her rütbede, idare ettiği bütün insanların ruhlarına nüfuz etmesini bilmişti.
• Başarı gösterenleri en üstün şekilde takdir etmesini bilmişti.
• Fikirlerini daima açıkça ve çekinmeden ortaya koyardı.
 ATATÜRK’ün yetişme tarzı, mesleki özgeçmişi, aile kökeni ve içinde yetiştiği ortam, ideolojik kökenli sistemlerde bu hareketlere liderlik etmiş kimselerden, O’nun pek çok noktalarda ayrıldığını ortaya koymaktadır. ATATÜRK Milli Mücadele davasına, ulusa olan sonsuz güveni ile başlamış ve anayasa genelgesi ile "Milletin İstiklâlini yine Milletin azim ve kararı kurtaracaktır." Formülünü getirmiş, ulusunu haksızlık ve esarete karşı harekete geçirmiştir. Kendine özgü bir renk ve karakter taşıyan Milli Mücadelenin başarısında ulusa olan inançla hareket edilmiş ulusal bağımsızlık davasına hem meşruluk kazandırmış hem de güç kazanılmasında başlıca etken olmuştur.
Sonuç almaya yönelik, gerçekçi plân yapmayı meslek geleneği haline getiren bir kurmay subaylık ve komutanlık hayatı O’na objektif verilere karşı son derece duyarlı bir kafa yapısı geliştirmekte temel olmuştur.
ATATÜRK’ün Milli Mücadele başarıları harp tarihinin ve sanatının özellikle üstün değerler ifade eden birer anıtıdır. Asker ATATÜRK’ün dehası Milli Mücadele’nin en büyük şansı olmuştur. Başkomutanın çelik iradesi sonucudur ki Sakarya’da 20 km.derinliğindeki bir vatan parçası üzerinde 22 gün 22 gece devam eden muharebeler sonucu Yunan ilerleyişi kırılabilmiştir.
İstiklâl Savaşı’nın son taarruz safhası motorsuz yıldırım harbidir. Afyon Taarruzu 26 Ağustos 1922’de başlamış Yunan ordusunun büyük bir kısmı 30 Ağustos’ta yok edilmiş ordu 9 Eylül’de İzmir’e girmiştir. Yani ordu 15 günde muharebe ede ede 400 km yol almıştır.

Türk orduları Yunan ordularını denize dökünce İngiltere Parlamentosunda heyecanlı bir sahne yaşandı celse açılınca işçi partisi lideri MacDonald kürsüye gelerek; "Nerede Başvekil Lloyd George? Bize ne söz verdi sonuç ne oldu? Hazineden büyük paralar alıp bizi boş yere masraflara soktu. Hani Boğazlar bizim olacaktı? Hani Anadolu taksim olacaktı? Heyhat hiçbiri olmadı. Bunun hesabını bize versin" dediği zaman Lloyd George yavaş yavaş kürsüye geldi. "Arkadaşlar asırlar; pek nadir olarak dâhi yetiştirir. Şu talihsizliğimize bakın ki o büyük dâhiyi asrımıza Türk ordusu yetiştirdi. Mustafa Kemal’in dehasına karşı elden ne gelir." demiştir.
ATATÜRK tam bir asker idi fakat harbi aramazdı "harpçi olamam çünkü harbin zorluğunu, yıkımını herkesten iyi bilirim" derdi.
General Mac Arthur’un şu sözü ATATÜRK’ü çok güzel anlatmaktadır. "Askerlik dehasıyla insanlık ülküsünü ATATÜRK kadar benliğinde birleştirmiş bir adam tanımıyorum."
Nutukları tahlil edildiği zaman, O’nun kitleleri ayağa kaldıran bir lider, fakat ön yargıları sömüren bir demogog olmadığı bir anda ortaya çıkar. Büyük nutku usta bir tarih yazarının, titiz bir bilim adamının rasyonalizmi içinde kaleme alınmıştır.
Birçok ideolojik liderde görülen hayallere polemiklere ve ithamlara hiçbir söylevinde rastlamak mümkün değildir.
Devlet kuruculuğundaki üstün başarısını sağlayan haslet, dayandığı ilkelerdeki tutarlılıkla "gerçekçiliği en dengeli bir kaynayışla kişiliğinde toplamış bulunmasıdır."
ATATÜRK bir bilim adamı değildir, ancak; gerek asker olarak, gerekse idareci olarak her konuya bilimsel bir yaklaşımla eğildiği inkâr edilmeyecek bir gerçektir. ATATÜRK’ün bütün zaferlerinde, O’nun yararlandığı en etkili silâhlardan birincisi zekâsı ve dehâsı, ikincisi de bilimsel yöntemi kullanmaktaki ustalığı ve bilime olan saygısıdır.
"Meseleleri hadiselere göre değil, hakikati veçhile mütalâa etmek lâzımdır." diyen ATATÜRK, böylece bilimsel düşünmenin ilk yasasını da, yani gerçeği ve doğrusuyla temel almayı vurgulamaktadır.
ATATÜRK milleti için yaptığı her şeyin, halkı ile uyum halinde olabilmesi amacı ile Türk Milletinin hayatına ve geçmişine ağırlık vermiş ve Türk tarihini özellikle incelemiştir. Yıkılan Osmanlı Devleti’nin yerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti, bütün teşkilâtı, kurumları, kültürü, iç ve dış politikası ile zamanın istek ve gereksinmelerine uymak zorunluluğundaydı. Bunu başarabilmek, ancak milleti çağdaş kültür seviyesine eriştirmekle ve ATATÜRKÇÜ Düşünce Sistemi içerisinde akılcı yaklaşım, bilim ve teknoloji ile mümkündü.
Genel niteliği ile ATATÜRKÇÜ Düşünce Sistemi toplumsal hayatın her alanında yol gösterici özelliklere sahip, değişken politikalarla uygulama alanı bulan bir politikalar bütünüdür. Ancak ATATÜRKÇÜ Düşünce Sistemini "kuru bir sistem" olarak görmek ve değerlendirmek hatalıdır.

Bu düşünce sistemi, hayallere yer vermeyen değişen koşullara rağmen değişmez gerçekleri gösteren benimsediği değer yargıları, amaçları ve kurumları çağdaş kalmaya devam ettiren gerçekçi bir düşünce sistemidir.
Mustafa Kemal ATATÜRK, gerçek kurtuluşun, bilimde ve akılda aranması gerektiğini en iyi gören ve bu konuda çok köklü atılımları gerçekleştiren bir liderdir.
Ulusal Kurtuluş Savaşı kazanıldıktan sonra ATATÜRK’ün "Asıl iş şimdi başlıyor." Sözleri ile ulusal hareketin ikinci ve belki de esas aşaması olan çağdaşlaşma hamlesine hız verdiğini görüyoruz. Zaten ATATÜRK’ün evrensel niteliklerinden biri de çağdaşlaşma lideri olmasıdır.
ATATÜRK’ün insan aklına ve bilimsel yöntemlere saygısı büyüktür. Gerçeği aydınlığa çıkarmak karşılaşılan sorunları iyi anlayıp doğru çözüme kavuşturmak için aklın ve bilimin çizdiği yoldan yürünmesi gerektiği inancındaydı.
Akılcılık; hem ATATÜRKÇÜ Düşünce Sisteminin temel ilke ve dayanaklarından biri, hem de bütün ATATÜRK ilkelerinin doğru yorumlanıp değerlendirilmesinde göz önünde tutulması gereken bir yöntemdir.
ATATÜRK "akıl, mantık, bilim ve fen, uygarlık" gibi sözcükleri çoğu zaman yan yana kullanmıştır. Bir söylevinde "Dünyada her şey için, maddiyat için, maneviyat için, hayat için, muvaffakiyet için en hakiki mürşit ilimdir, fendir; İlim ve fennin dışında kılavuz aramak gaflettir, bilgisizliktir, doğru yoldan sapmaktır." demiştir.
Ulu Önder ATATÜRK’ün bütün faaliyetlerinin özünde ve temelinde akılcı ve bilimci bir yaklaşımın olduğu görülmektedir. Türk Ulusunun da aynı yolu takip etmesi gerektiğini bir çok konuşmalarında belirtmiştir.
"Medeniyet yolunda başarı, yenilikleri kavrayıp uygulamaya, yenileşmeye bağlıdır. Toplumun yaşayışında, bilim ve teknoloji alanında başarılı olmak için tek ilerleme ve gelişme yolu budur. Hayata hakim olan hükümlerin zamanla değişmesi, gelişmesi ve yenileşmesi zorunludur."
"Medeniyetin yeni buluşları, teknolojinin harikaları dünyayı değişmeden değişmeye sürükleyip durduğu bir dönemde yüzyılların eskittiği köhne zihniyetlerle geçmişe saplanmakla varlığımızı korumak mümkün değildir."
ATATÜRK, Büyük Nutkunda da Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasında temel prensip olarak bilim ve tekniğin esas alındığını dile getirmektedir. "Milletimizin siyasî, sosyal hayatında milletimizin fikrî terbiyesinde de rehberimiz ilim ve fen olacaktır" demekle bilim ve teknolojinin kullanılacağı diğer alanlara da işaret etmektedir.
Muharebe meydanlarının yenilgi bilmeyen dâhi komutanı bir konuşmasında "Arkadaşlar bundan sonra çok mühim zaferlere kavuşacağız. Fakat bu zaferler süngü zaferleri değil, iktisat ve ilim zaferi olacaktır. Askerî zaferlerimizle mağrur olmayalım.Yeni ilim ve iktisat zaferlerine hazırlanalım" demek suretiyle bilimin toplum açısından anlam ve önemini dile getirmiştir.
ATATÜRK bilimin önemi olarak "ilim ve fen nerede ise oradan alacağız ve her millet ferdinin kafasına koyacağız. İlim ve fen için kayıt ve şart yoktur." demektedir.

İnsanoğlu diğer bütün canlılardan farklı olarak bir medeniyet kurma yeteneğine sahiptir. Bu sayededir ki ; ilk çağlardan, atom çağına, elektronik çağına ulaşabilmiştir. Bu aşamada bilim ve teknoloji yüzyıllarca büyük değişmelerin ve gelişmelerin itici gücü olmuştur.
Türk toplumu ATATÜRK’ün gösterdiği bu yüce hedef yönünde bilim ve teknoloji alanında iddiasını ortaya koymalı ve bu hedeflerin gerçekleşmesi için O’nun 10’uncu yıl nutkunda da belirttiği ve özlemini duyduğu Türkiye’nin geleceğindeki parlak durum bir an önce yakalanmalıdır.
ATATÜRK’ün  çağdaşlaşma yöntemi "Az zamanda çok büyük işler yapmak" esasına dayanmaktadır. Bu da ancak bilim ve teknolojinin öncülüğünde olabilir.
Sonuç olarak diyebiliriz ki,
O’nun devlet adamlığı ve devlet kuruculuğu nitelikleri bu dönem içinde siyasî, sosyal, kültürel ve özellikle ekonomik alanlarda yaptığı reformlarda görülecektir.
O; bu ikinci savaşın birincisinden daha zor olduğunu; “ülkemizi bir çember içine alıp dünya ile ilişkimizi kesemeyeceğimizi, aksine ilerlemiş ve uygarlaşmış bir millet olarak medeniyet alanı  üzerinde yaşayacağımızı söylüyordu.”
Devlet kuruculuğundaki üstün başarısını sağlayan temel haslet dayandığı ilkelerdeki tutarlılık ve bunları da gerçekleştirmesindeydi.
O, her şeyden önce dünyaya bir devlet başkanı olarak geldi. İnsanları sevk ve idare etmek sanatını hiçbir kitaptan öğrenmedi. Bu bilgi ve nitelikle doğdu.
ATATÜRK, açılan bir devirle kapanan bir devir arasında tarihî görevini başarır, evre evre izlediği bir kurtuluş programını, ana çizgilerinde en ufak bir taviz vermeden, ısrarla, azimle yürütür ve uygular.
Türk Milleti için bağımsızlık, saygınlık, seçkinlik ve üstünlük sağlama çabası veren Ulu Önder ATATÜRK; "Benim Türk Milleti için yapmak istediklerim ortadadır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar." diyerek çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak gibi büyük bir hedef belirtmiştir.
Bu kadar güçlü bir devlet adamının kurduğu köklü ve Türk’e özgü devlet, her gün daha uygar daha mutlu olarak yaşayacaktır.
 Dünyanın az yetiştirdiği devlet adamı ve kahramanlardan biri olan Mustafa Kemal ATATÜRK "insanlık ülküsünün açık ve seçkin önderi ve Türk ulusunun uygarlık güneşi" olarak yaşadı ve yaşayacaktır
Bütün ömrünü hizmetine verdiğin Türk Milleti ile beraber, senin huzurunda tazim ile eğiliyoruz.
"Vatan Sana Minnettardır."
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL Kullanıyor PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.9 | SMF © 2006-2009, Simple Machines LLC | Sitemap XHTML 1.0 Uyumlu! CSS Uyumlu!
tag: Ödev deposu, üniversitelere, şehirlere ve mesleklere göre bilgi paylaşımı forumu, bilgisayar, autocad, 3ds max, v-ray, üniversiteler, forum