OSMANLI KÜLTÜR VE MEDENİYETİ

(1/1)

admin:
OSMANLI KÜLTÜR VE MEDENİYETİ

EĞİTİM-ÖĞRETİM, BİLİM VE SANAT
1.   Eğitim ve Öğretim
 “Osmanlı dünyasında eğitim,yüzyıllarca resmi ve gayrı resmi müesseseler yolu ile yürütülmüştür.Bu farklı müesseseler arasında en önemlisi ve ilim ile ilgili faaliyetlerin başta gelen kaynağı hiç şüphesiz kuruluşundan yirminci yüzyılın ilk çeyreğine kadar varlığını sürdüren medreselerdir.”      
    Değişik etnik kökenlerden gelen Müslüman halkların eğitim ve kültür birliğini ve aynı dünya görüşüne sahip oluşunu sağlayan medreseler aynı zamanda fertler arasında eğitim eşitliğiyle toplumdaki değişik tabakalar arasında hareketliliği sağlayan sosyal bir fonksiyona sahiptir. Medreseler yüzyıllar boyu hizmetini devletin denetiminde sürdürmüştür.
    Osmanlı Devleti’ndeki medreselerin durumu ve gelişmesi devletin gücü ve toplumun düzeyi ile yakından ilgilidir. “Osmanlı medreseleri, yüksek eğitim (fakülte) kısmı hariç olmak üzere, Telvih, Miftah ve Haşiyei tecrid medreseleri üç kısma ayrılır;bunlardan aşağıda da gramer (kavaid=sarf,nahiv) derslerini öğreten medreseler de vardı. Okutulan dersler,yüksek eğitim de dahil olmak üzere aşağıdan yukarıya doğru gramer ,mantık, feraiz, kelam, belagat, usuli fıkıh, fıkıh, usuli hadis,hadi ve tefsirden ibaret olup, bunlardan her birinin açıklamasını içeren kısa (muhtaser) ve ayrıntılı (mufassal) bir çok açıklayıcı notlar vardı; aşağı medreselerde kısası, yüksek medreselerde de ayrıntılısı okutulurdu.”
        Osmanlı Devleti kuruluş döneminden başlayarak eğitim ve öğretime büyük önem vermişlerdir.Medreseler eğitim ve öğretim kurumlarının temeliydi.(serhat yayın)      Osmanlı kuruluş döneminde öğrenciler çeşitli İslam ülkelerinde öğrenim görürlerdi.Zamanla Osmanlı medreselerinin gelişmesiyle  diğer ülkelerden öğrenciler öğrenim için  Osmanlı medreselerine gelmeye başladılar.
   Osmanlı Devleti’nde medreseler genelde bağımsızdı. Fakat büyük külliyelerin bir parçası olarak düşünülmüş  veya  değişik amaçlı yapılarla  planlanmış örnekler de bulunmaktadır (Kunt, vd., 1988).
   Osmanlı Devleti’nin kurucularından Orhan Bey idari, askeri ve adli teşkilatı kurarken  bilimsel ve sosyal teşkilatı da ihmal etmemişti. Küçük beyliğin bir süre başkent  olduğu İznik’te  cami ve imareti ile birlikte medrese de yaptırmış ve bu alanda ilk adımı atmıştı. İznik Medresesi, fethinden bir yıl sonra (1331) yapılmıştı. Buraya yüksek bir maaşla  büyük bilgin ve düşünür  Kayserili Davut müderris olarak atandı. Medresenin başında, maddi ve manevi bilimlerde ileri görüşlü bir düşünürün  olması o devre göre bu kuruma verilmiş olan  önemini ortaya koymaktadır.
   Orhan Bey, İznik’in Yenişehir kapısında  ilk imaretini yaptırmıştır. Buranın açılış töreninde halka bir takım yardımlar yapmış ve onlara olan himaye ve sevgisini göstermiştir.
   Osmanlı Devleti sınırlarını genişletiyor ve konum itibariyle önemli olan şehirlerde de bilimsel ve sosyal nitelikte kurumlar açıyordu.
   İznik’ten sonra Bursa ‘da da  büyük medreseler yapıldı. Orhan Gazi 1335’de  Bursa’da bir cami, imaret, tabhane ve bir han yaptırmıştır (Yücel ve Sevim, 1990).
   “I. Murad , Yıldırım Bayezid, Çelebi  Mehmet ve II. Murad tarafından yine Bursa’da yaptırılan kurumlar bilim etkinliklerini artırmıştır. Ayrıca  ikinci ve üçüncü derecelerdeki vezir ve  beylerbeyiler de  bu tür kurumlar yaptırarak Osmanlı ülkesindeki bilimsel etkinlikleri yoğunlaşmasında etken olmuşlardır. XIV. yüzyılın  sonlarında İznik medresesi , artık ilk sıra ve önemini yitirmiş, onun yerini, Bursa medreseleri almıştır.İznik medresesinin 30 akçe yevmiyesine karşılık Bursa’da Çelebi Mehmet’e  ait Sultaniye medresesi  hocalarına 50 akçe veriliyordu. XV. yüzyılın il yarısında  Edirne, devlet başkenti olduktan sonra bilim merkezi duruma geldi ve böylece  Bursa medreseleri de ikinci dereceye düştü. Burada II. Murad’ın cami, imaret, muallimhâne , misafirhâne, mevlevihâneden başka, yaptırmış olduğu 100 akçe yevmiyeli medrese ve 50 akçe yevmiyeli dârülhadîs ilk sırayı almıştı” (Yücel ve Sevim, 1990, 320).
   II. Murad , büyük imarcı, ilim ve sanatı koruyucu hükümdarlardandır. Edirne’de Enderun Mektebi’ni yaptırdı. Bu mektebin amacı daha çok mülki ve idari alanda  görev yapacak devlet adamları yetiştirmekti.
   XIV. yy’ın  başından Fatih Sultan Mehmed dönemine kadar büyük şehirlerden Bursa’da  25, Edirne’de 13 ve İznik’te 4 olmak üzere toplam 42 medresenin kurulmuştur.  Aynı dönemde  küçük şehirlerde ise yaklaşık 40 medrese vardır. Kısaca 1331-1451 yılları arasında, toplam 82 medrese yaptırılmış olması  Osmanlılar’da eğitim ve bilimin çok hızlı bir şekilde geliştiğini göstermektedir.
   “Osmanlı medreseleri Fatih devrinde büyük bir gelişme gösterdi. Fatih tarafından  Sahn-ı Seman  medreseleri yaptırıldı. Dini bilimlerle pozitif bilimlerin  okutulduğu medreselerden kazasker, müftü, müderris, mühendis, doktor ve mimar yetiştirildi. Fatih devrinde Molla Gürani, Molla Hüsrev , Ali Kuşçu, Molla Zeyrek, Hocazâde  gibi kişiler  ders verdiler. Kanuni devrinde Süleymaniye Medreseleri yaptırıldı. İbn’i Kemal , Ebussuud Efendi, Mirim Çelebi, Seydi Ali Reis bu dönemin önemli alimleridir.”
    Padişahlarla vezir ve diğer devlet adamlarının yaptırdıkları medreseler, kısa zamanda  özellikle Rumeli’de , Türk kültürünün   hızla yayılmasında  önemli bir etken oldu (Yücel ve Sevim, 1990).
   Osmanlı medreselerinde görev alan müderrisler köken itibariyle  ya Anadolu’da  doğup yetişenler , ya Anadolu’da doğmuş olup  tahsillerini Mısır, İran ve Türkistan gibi eski İslam  ilim merkezlerinde  tamamlayarak geri dönenler, ya da  Anadolu dışında doğup oralarda yetişen ve sonradan Osmanlı ülkesine gelenlerden oluşmaktadır (İhsanoğlu, 1999).
   Osmanlı Devleti’nde medreseler dışında, ilk eğitim ve öğretimin yapıldığı,  her mahallede okuma yazma öğretilen Sıbyan Mektepleri vardı. (Bakınız: Resim 1) Çocukların eğitimi için oluşturulan bu mektepler  klasik İslam medeniyetindeki “Küttâb” adlı okulların devamı niteliğindedir (İhsanoğlu, 1999).
   Sıbyan Mektepleri Osmanlı sosyal ve kültürel hayatında önemli bir yere sahipti. Osmanlı Devleti’nde her türlü askeri, yönetimsel, kanuni işlevler sarayda toplanırdı. Devlete alınacak memurlar saray içinde eğitilirdi. Sıbyan Mektepleri ve medreseler ise saray dışındaki eğitim merkeziydi. Sıbyan Mektepleri halk çocuklarının eğitiminin ilk basamağını, medreseler ise ikinci basamağını oluştururdu. Saray içinde bir de Şehzadegân Mektebi, Meşkhane  ve Enderun bulunuyordu. Şehzadegân Mektebi Sıbyan Mektebi’nin karşılığıydı (Kunt , vd., 1988).
   Osmanlı Devleti’nin önemli bir öğretim kurumu da Enderun Mektebi’dir. Medreselerden ayrı olarak  devlet memuru yetiştirmek için Enderun Mektebi bulunuyordu. Enderun’a devşirme çocuklarının en zeki olanları alınıyordu.  Bunlar Enderun’da  eğitim ve öğretim gördükten sonra saray hizmetlerinde çalışırlar ve taşraya sancak beyi olarak giderlerdi (Nizamoğlu ve Zeyrek, 1994).
   “Enderun, Osmanlı hükümet ve yönetiminin çeşitli alanlarında çalışacak kişileri yetiştiriyordu. Fatih Sultan Mehmed tarafından Enderun’a girecek olanların yalnızca gayrimüslim ve devşirme olan acemioğlanlar arasından seçilmesi gerekiyordu” (Kunt , vd., 1988).
   XII. yy’da Avrupa  usulünde  öğretim yapılan Hendesehâne , Kara ve Deniz mühendishânesi gibi bazı teknik oklular açıldı. Bu okullarda yabancı dil öğretimi önemliydi. II. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale geldi. Devlet memuru yetiştirmek için okullar açıldı. Tanzimat döneminde ise  Öğretmen okulu, Galatasaray Sultanisi , Darülfünun,  fakir ve kimsesiz çocukları eğitmek için Darüşşafaka açıldı. Bu dönemde eğitim alanında yapılan yeniliklerin  en önemlisi Maarif-i Umumiye Nezareti (Eğitim Bakanlığı) nin kurulmasıdır. Ayrıca Osmanlı Devleti’nde yaşayan azınlıkların  devlet tarafından denetlenmeyen kendi okulları vardı (Kara  ve Kaman, 2001).

2. Bilim  ve Sanat
   “Osmanlı Devleti, sosyal ve kültürel açıdan olduğu gibi bilim kurumları itibariyle de İslam medeniyetinin temel özelliklerini muhafaza etmiştir. Osmanlı Devleti’nde bilim kurumları olarak ele alınan  altı müessesenin  üçü astronomi, üçü de tıp sahasındadır. Devlet teşkilatı içinde bilime dayalı faaliyette bulunan bu kurumlar, devlet idaresi gibi  işlerden ziyade teorik ve pratik bilim faaliyetlerinin devlet eli ile idamesi  ve bu sahalarda  yapılan çalışmaların  merkezî hükümet tarafından denetlenmesi için kurulmuşlardır” (İhsanoğlu, 1999, 254-255).
   Osmanlı padişahları bilimin gelişmesine önem vererek, sanatçı ve bilim adamlarını koruyorlardı. Özellikle Fatih bilim adamlarını ve sanatçılarını korumuş ve kurduğu  medrese ve Enderun Mektebi ile bilim ve eğitimin kendisinden sonra da gelişmesine büyük katkı da bulunmuştur. Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman dönemlerinde de ünlü bilginler yetişmiştir. Bunlardan Zembilli Ali Cemali efendi hukuk alanındaki bilgisiyle ün yapmıştır.
    Osmanlılar din bilimlerinin yanı sıra tarih ve coğrafya gibi bilimlere de önem vermişlerdir.Bu alanlarda da  değerli bilginler yetişmiştir. Tarih alanında Âşık Paşazade  ve Mehmet Neşrî  Efendi, coğrafya alanında Pirî Reis , Seydi Ali Reis başta gelirler. Pirî Reis Kitab-ı Bahriye adlı eserinde Akdeniz ve doğu’daki denizler, limanlar, denizyolları ve fırtınalar hakkında bilgi vermiştir (Kara ve Koman, 2001). (Bakınız: Resim 2)
   Osmanlı sanatı ve mimarisi  kendi üslubunun dışında  yeni geliştirilen biçim ve ifadeleri de kullanmıştır. Bu gelişmelerle birlikte  canlı bir üretim  sürekliliği ortaya koymuştur. Geleneklere bağlı, yenilikçi ve dışarıdan gelen unsurların  sentezi ile   güzel sanatlar gelişmiştir. Bu alanda Osmanlı tarihinin  her döneminde eşsiz ve kendine has üsluplar sergilenmiştir.  Osmanlı Devleti’nde  siyasal, ekonomik ve kültürel gelişmelerin  sanat üretimine  çok fazla katkıları olmuştur. Bu ölçüde  toplumun estetik duyarlılığı  sanata olan ilgisi gelişmiş ve yaratıcı gücü artmıştır. İmparatorluk sınırlarının gelişmesiyle de etkileşim alanları yayılmıştır.
Saray çevresi daima sanatı desteklemiş, Batı ve Doğu’dan gelen sanat ürünlerinin ve sanatçıların toplandığı bir merkez konumuna gelmiştir.  Farklı örgütler  sanatçıların güvenlikleri korunmuş, onlarda toplumun isteklerini karşılamışlardır. Toplumun sanat düzeyi giderek yükselmiştir (Kunt, vd., 1988).
Osmanlı Devleti’nde  sanatın çeşitli dallarında büyük gelişme görülmüştür. Bunların başında mimari gelir. Osmanlı Türk mimari tarzı Fatih döneminde yapılan eserlerle ortaya çıkmıştır. Ortaya çıkan bu tarz Balkan ve İslam topraklarına yapılan fetihlerle  bu bölgelere  yayılmıştır. 
XVI. yy. mimarlığının  ve Türk mimarlığının piri Mimar Sinan’dır. Dünya mimarlığında ün yapmış olan Mimar Sinan 441 eser yapmıştır. Bunlardan Şehzadebaşı Cami çıraklık,  Süleymaniye Cami kalfalık, Selimiye Cami ise ustalık eserleridir. (Bakınız:Resim 3-4)
XVIII. yy.’da Osmanlı mimarisinde genelde  İran ve Avrupa’nın etkileri görülmektedir. III. Ahmed Çeşmesi, Nuruosmaniye Cami (Bakınız Resim 5) , Laleli Cami, Dolmabahçe, (Bakınız: Resim 6) Çırağan, Beylerbeyi ve Yıldız Sarayları da bu dönemin önemli sanat eserlerindendir  (Aydın ve Üşür, vd., 2000).
Anadolu Türk minyatür sanatı, Osmanlı  Sultanı Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’u almasıyla gelişme gösterir ve kısa sürede özgün Osmanlı üslubu oluşur. Fatih Sultan Mehmed zamanında canlanan Anadolu Türk Minyatür sanatı II. Bayazid  ve I. Selim zamanlarında duraklama gösterir. Türk minyatür sanatı gerçek kişiliğini Kanuni Sultan Süleyman (1520-1566) zamanında bulmuştur.(Bakınız:Resim 7)
II. Selim (1566-1574) ve III. Murad (1574-1595) dönemleri Osmanlı klasik minyatür sanatı adı altında  incelenir. Minyatür sanatı  XVI. yy.’ın ikinci yarısında giderek  bir gelişme kaydetmiştir (Yücel ve Sevim, 1990).
“Osmanlı Hanedanında  hat sanatıyla fiilen alakalı bilinen ilk isimler Sultan II. Bayazid ve  şehzadesi Korkut’tur. Her ikisi de Hüsn-i Hattı Şeyh Hamdullah’dan Amasya’da öğrenmişlerdir   “ (İhsanoğlu, 1999, 481). (Bakınız: Resim 8)
“Osmanlı Devletine ait tezhib sanatı örneği, Sultan II. Murad adına hazırlanmış bulunan bir musiki nazariyet kitabı olup Topkapı Sarayı Kütüphanesi-Revan 1726’da saklıdır” (İhsanoğlu, 1999, 487). (Bakınız: Resim 9)
Tezhip sanatı en parlak devrini XVI. yy.’da yaşayan ve Osmanlı  devletinin durumuyla paralel olarak XX. yy’a erişmiş  geçmişte kalan  seçkin örnekleriyle  Cumhuriyet devri tezhibine de ışık tutmuştur (İhsanoğlu, 1999).


Navigasyon

[0] Mesajlar